Salyangoz ve Denge

Hayatın esası, özü nedir diye soracak olsaydınız “Denge” demekten başka cevap bulamazdık. Bir küçük atomdan, uzayın derinliklerine uzanan tüm bilgilerimizde ortak olan belki de tek bilgidir bu; Herşey bir denge üzerine kurulmuştur ve denge bozulursa, mutlaka bir “sorun” ortaya çıkar.

Bugün gelin sizlerle saksıdaki bir avuç topraktan, binlerce dönümlük çiftliklere uzanan yolda bir dengeden bahsedelim. Sonsuz sayıdaki dengenin sadece birini inceleyelim; Belli bir ekosistemdeki salyangoz sayısından.

Öncelikle belirtelim ki; bir zamandır, önce bahçenin sonra bizlerin psikolojik dengesini bozmakta olan bahçe salyangozlarının (lt. cornu asbersum) 14.175 dişi, bir çok sağlık sorununa ilaç dahası güzellik ürünlerinin vazgeçilmezi ve 43.000 salyangoz türünün sadece bir türü olduklarını öğrenince bunları toplayıp tavuklara verirken kendilerine daha çok saygı duymak gerektiğini anladık.

Ancak bu saygıyı bir kenara koyarak “dengelere” zarar verdikleri için onlardan en “saf şekilde” kurtulmak veya sayılarını ekosistem için dengeli hale getirmek için -elle toplamak dışında- çareler de aramaya başladık.

Malumunuz, tedavi için önce teşhis şarttır. Ve tüm hastalıklardaki ortak teşhisi burada da hızlıca koyduk; denge bozulmuştu. Salyangozlar sayıca fazlalaşmıştı. Ya da belki de daha doğrusu salyangozlarla beslenen, kuşlar, fare gibi küçük memeli hayvanlar, kertenkeleler, kurbağalar veya kırkayak gibi kimi böceklerin sayısı azalmıştı. Bu kesindi ancak içinde bulunduğumuz ekosisteme ilişkin uzun yıllara ait veri kaydı olmadığından ispatı mümkün değildi.

Teşhisi koyduktan sonra tedavi için araştırmalara başladık ve sosyal medyada eli toprak kokan dostlara da sorduk. Ve elde ettiğimiz sonuçları bir liste haline getirdik. İşe yarayıp yaramadığına veya ne miktarda yaradığına ilişkin bilgileri her zaman güncellemek üzere yani canlı bir bilgi kaynağı olarak notlarımız aşağıdaki şekilde oluştu;

  • Elle Toplamak: Küçük alanlar için en ideal yöntem bu. Tercih edilmesi gereken zaman havanın serin ve nemli olduğu özellikle güneş doğmadan az önceki zamanlar. Akşam ve gece de bahçenizde el feneri ile dolaşırsanız, düz zeminlerde bıraktıkları izler ışıl ışıl parlayacaktır. Salyangozlar gündüz gölgelik alanlarda saklanır. Bu bakımdan bahçenizde kimi bitkilerin altı ve yaprakları harika birer ev sahibi olabilir. Eğer bahçenizdeki bu bitkileri tanırsanız, (kadife çiçeği, acem halısı, enginar yaprakları) gibi doğrudan ev baskınları da yapabilirsiniz. Topladığınız salyangozları uzak bir yere bırakabilir veya kümes hayvanlarına ziyafet olarak sunabilirsiniz.
  • İlaçlar: Salyangozlar için ziraat ilaçları mevcut. Bunların organik tarıma uygun olanı Demir Sülfat olarak geçiyor. Tabi Demir Sülfatı da abartmadan kullanmak gerekiyor çünkü o da toprak mineral değerlerini doğrudan etkiliyor. Biz üç dönümlük bahçemizde bunu uyguladık ancak salyangozlar üzerinde ciddi bir etkisi olduğunu söylemek zor. Diğer yandan kimyasal, zehirli ilaçlar da var. Ancak bu tip ilaçları kullanmayı tercih etmediğimiz için bilemiyoruz.
  • Çeşitli Tozlar: Bu yöntem en çok tavsiye edilen usullerden biri. Salyangozlardan korumanız gereken alanın etrafına serilecek, yumurta kabukları, talaş gibi salyangozun üzerinde hareket edemeyeceği bir sınır hattı oluşturmak. Ancak geniş bir alan olduğu için henüz bu yöntemi de tecrübe etmedik.
  • Sarımsak: Sarımsak ve suyunun salyangozu kaçırdığı konusunda internette bilgiler yer alıyor. Henüz tecrübe etmedik.
  • Bakır: Bakır levha ve tellerin salyangozu rahatsız ettiği için uzaklaştırdığı da sosyal medyadaki dostlarımız tarafından paylaşılan ve internette geçen bilgiler arasında. Tecrübe etmedik.
  • Dikenli Dallar: Sosyal medyada başka bir dostumuz tavsiye edilen bir yöntem. Korumak istediğiniz bitkilerin etrafına koyabilirsiniz. Ancak salyangozların kesici yüzeylerden çok etkilenmediği yönünde bilgiler de internette yer alıyor.

Tüm bu bilgilerin faydalı olmasını temenni ediyor eğer sizlerin başka bir yöntem ve tecrübeniz varsa ortak bir bilgi havuzu oluşturmak ve herkese faydalı olmak adına sosyal medya hesapları veya bilgi@yesilderman.com.tr adresi üzerinden paylaşmanızı temenni ve rica ediyoruz.

Tüm dostlara, sade bahçeler içinde huzurlu sade yaşamlar dileriz.

Sevgiyle kalın.

Son Güncelleme: 13.05.2020 – V. 1.0

Tarhana

Sabahın ilk ışıklarıyla bir bardak tarhana tüm evi sevgi kokutuyor. YD Mutfak / İstanbul

Bulutlar geçiyor köyün üzerinden. Herkes gün doğmadan evvel uyanıyor. Güneş doğduğunda bütün işler çoktan yarılanmış, hayvan dostlarla ilgilenilmiş ve sobada ısınmış oluyor ekmekler. Evin etrafı da süpürülmüş, çalı süpürgesi değmedik yer kalmamış.

Sobanın üzerinde tarhana çorbası pişmiş, bir taşım kaynamış çoktan da dumanı tütüyor. Yer sofrasının ortasındaki tek tastan içiliyor. Ev ahalisi en az sofranın üstü kadar muhabbetle iç içe oturuyor.

Güneş battığında bütün işler bitmiş oluyor. Yine aynı tas yine aynı tarhana çorbası geliyor önlerine. Belki yokluktan ama başka şeye gerek var mı gülümsüyor hepsi işte. Şükrediyorlar. Akşamın soğuğu dışarda kalıyor. İçleri ısınıyor tüm ferdlerin çorbadan mıdır yeni yakılmış sobadan mıdır bilinmez.

Hayal gibi geldi değil mi? O zamanlarda da türlü türlü dertler vardı muhtemelen. Ama muhabbet de ümit de boldu kalplerde. Az olan çoktu. Market yoktu, makarna yoktu ama çok “tarhana” vardı.

Her evde pişer, her “anne” bilirdi. Her ninenin yaptığı daha başka daha bir güzel olurdu sanki.

Tarhana “yuva” demekti. Samimiyet, masumiyet ve şefkat kokan tarhana aslında kendisi gibi olan çocukluğumuza da açılan pencereydi.

Ninemizin zaman öpücüğü konmuş benekli ve kırışmış elleriyle yaptığı, yaparken bol bol dua kattığı doğal aşıydı tarhana çorbası.

Eskiye; saf ve sade olana ama en çok da samimi olana ait ne varsa içindekiler kısmı da bunlardan ibaretti.

Evlere güneş girmez, mutfak ocakları tütmez olduğundan beri artık “anane” tarhanası pişmiyor. Dip dibe oturanların torunları artık aynı anda sofraya bile oturamadığından güneş battığında, hava kadar evler de biraz soğuyor sanki. Belki de bu yüzden, o son soba evden çıktığından beri hiç bir ev eskisi kadar ısınmıyor artık.

Hepimiz bu kadar ümitsizken ve dünya kaos içindeyken kalkıp bir tarhana çorbası pişirelim. Önce ocağımızda sonra gönlümüzde. Ninemizin deyimiyle kendimize de çok kahır vermeyelim.

Şehirde de olsa her yuva kendi içinde bir köy demek. Bizlere düşen tarhanayı sofradan eksik etmemek.

Bu coğrafyanın evlatlarının, ömürlerinin “altın saatlerinde” paylaşılan kahve fotoğraflarına değil, tarhana yapmaya, tarhana pişirmeye, tarhana içmeye ihtiyacı var.

Bir nesli tarhanasız atlarsak tarhana da biter. Tarhana bittiğinde yuva, emek ve sevgi de hazır çorbalara döner.

Daha neler yazılır, tarhanadan ne şiirler, romanlar çıkar şimdilik burada bitirelim.

Tarhana kadar iç ısıtan günlere kavuşmak temennisi ile.
Mutfaktan sevgiler.